Ve tarihe bakınca anlıyorum zamanın ne kadar hızlı geçtiğini.
Baloyu bırak, kepleri atalı tam bir ay oluyor şu dakika itibariyle. Öyle hızlı, öyle hoyrat geçiyor ki zaman. Çok geçmeden aylar ayları, sonra da yıllar yılları kovalayacak. Aklar düşmeye başlarken saçlarımıza, biz "bir" iken, "bir çok" olup aileler kuracağız.
"Mezunlar eve hoş geldiniz!" diyecek kapıdaki afişler; ama biz, yıllarca baba evinden uzak yaşamışız gibi ayakkabılarımızı nerede çıkaracağımızı bilemeyeceğiz. Çekineceğiz belki. Servislere bindiğimiz duraklara bakarken, projelerle saatlerimizi geçirdiğimiz ve bize ait olan 301'lerinde yabancı yüzler görürken, zamanında olmayıp daha sonra yapılan binaları incelerken üzüleceğiz.
Sonra bir yüz belirecek bir yerlerde. Daha da dikkatli bakacağız. Belki kucağında bir de bebek olacak. Yada karnı burnunda, saçları değişik gelecek. "Aa!" diyeceğiz, bu o...
Burnumuzun direği, anılarımızın temelleri sızlayacak. Bakıp bakıp şaşıracağız.
Düşünüyorum. Ne zor gelirdi önümüzde sıra sıra dizilmiş yıllar. Daha da geriye gidiyorum. Okul hayatının başlarına. Mezuniyet ne uzak gelirdi. Mezun olmak, bir işte çalışmak. Para kazanmak, hayatta bir çok şeyi başarmış olmak ve nerede ne yaptığını biliyor olmak. Bunlar sanki hiç gerçekleşmeyecekti bizler için. Sanki biz hep sabahlara kadar ders çalışıp proje yapacak, hep bir kafede arkadaşlarla sohbet edecektik. Sanki hep harçlık alacak, üç aylık tatilin gelmesini bekleyecektik. Ama her şey değişti, değişiyor.
Şimdi uyuyorum çünkü yarın işe gideceğim. Hiç de üniversite gibi olmayan bir yere. Hayatın aslında gerçekten farklı olduğu, sorumlulukların gerçekten ağır olduğu bir yere. Sorumluluklarınızı kimseden kopyalayamayacağınız, projeleri sıkamayacağınız, bir sabah kalkıp da kar tanelerini görüp, "bugün gitmeyivereyim, arkadaş atar imzayı" diyemeyeceğiniz o yere gidiyorum.
Ve ben şunu artık çok iyi biliyorum: "Zaman geçer, anı kalır."
Tags:
Share
You need to be a member of Bilkent Isletme Mezunlari to add comments!
Join this Ning Network